Çayın Faydaları

Siyah çay, ülkemizde de en çok tüketilen, yeşil çay, oolong çayı ve beyaz çayla aynı bitkiden (camellia sinensis) üretilen, ancak bu çaylardan daha farklı bir işlemden geçirildiği için siyah rengi alan çay çeşididir.

Siyah çay üretilirken, çay yaprakları bu bitkiden elde edilen diğer çay türlerine göre daha fazla oksitlenir. Bu nedenle demi ve tadı diğer çaylara oranla daha yoğundur.

Dezavantajı ise, çay yapraklarının uzun süren oksitleme işlemi neticesinde besin değerinin düşerek çayın faydasını azaltmasıdır.

Şu anda dünyada genelinde en çok tüketilen çay türü olmasına karşın daha az işleme tabi tutulan yeşil çay, oolong çayı ve beyaz çay her geçen yıl daha fazla popülerlik kazanmaktadır.

Siyah Çay ve Diğer Çaylar

Siyah çayın üretiminde kullanılan teknikler sadece çayın daha yoğun bir dem vermesini sağlamaz, aynı zamanda çayın raf ömrünü de uzatır. Örneğin yeşil çay tazeliğini en fazla 1 yıl koruyabilirken, siyah çay (doğru muhafaza edilirse) yıllarca tazeliğini koruyabilir.

Ne kadar çay kullanıldığına ve çayın ne kadar demlendiğine bağlı olarak değişmekle birlikte (5 dakika demlenen çay 1 dakika demlenen çaydan 2 kat daha fazla kafein içerir) 1 büyük bardak siyah çay yaklaşık olarak 50 mg kafein içermektedir. Yeşil çayda bu miktar 8-25 mg arasındadır. Dolayısıyla siyah çay (aynı kahve etkisi yaratarak) konsantrasyonu arttırır ve enerji verir. Tabii fazla kafeinin uykusuzluğa, terlemeye, kaygıya, strese ve çarpıntıya yol açabileceğini unutmamak gerekiyor.

Siyah Çay Çeşitleri

Siyah çay, diğer çaylar gibi kullanılan yaprağın türüne göre göre çeşitli kalite değerlerine sahiptir. En kaliteli siyah çay, çay yaprağın bütün olarak kullanıldığı “tam yapraklı” siyah çaydır. Bunun ardından sırasıyla “kırık yapraklı siyah çay”, “küçük partiküllü siyah çay” ve “toz siyah çay” gelir. Poşet siyah çaylar genellikle küçük kırık yapraklar, partikül halindeki çay yaprakları ile üretilmektedir.

Siyah Çayın Faydaları

Aynı bitkiden elde edilen diğer çaylara oranla daha fazla oksitlenmesine karşın siyah çayın sağlığa bazı faydaları olduğu söylenmektedir ancak bu konuda yapılan bilimsel araştırma sayısı çok azdır. Siyah çayın geleneksel olarak aşağıdaki durumlara iyi geldiği kabul edilmektedir.

  • Kalp ve damar sağlığını korumaya yardımcı olur
  • Felç ve kalp krizi riskini azaltır
  • Kan şekeri seviyesini korumaya yardımcı olur (Doktorunuza danışınız)
  • Antioksidan bakımından zengindir
  • Damar sertleşmesini önler
  • Böbrek taşı riskini azaltır
  • Zihin açar
  • Enerji verir

Yukarıda yer alan siyah çayın faydaları hakkında yapılan araştırmaların yetersizdir ve bazı çalışmalarda elde edilen sonuçlar siyah çayın bu rahatsızlıklar için herhangi bir etkisi olmadığı yönündedir. Bu nedenle, bir sağlık durumuna karşı siyah çay kullanmaya başlamadan önce doktorunuza danışmanız en doğrusu olacaktır.

Siyah Çayın Yan Etkileri

Günden 3 bardaktan fazla siyah çay içmek bazı yan etkilere neden olabilir.

  • Kaygıyı arttırır
  • Demir eksikliğine bağlı anemiyi kötüleştirebilir
  • Kan pıhtılaşmasını yavaşlatabilir
  • Fazla siyah çay çarpıntıya yol açabilir
  • İshale neden olabilir
  • Glokom belirtilerini şiddetlendirebilir
  • Östrojen etkisi yaratarak bazı kanser türlerinin gelişmesine neden olabilir
  • Yüksek tansiyonu olanlarda tansiyonu daha da yükseltebilir
  • İdrarla birlikte daha fazla kalsiyumun atılmasına neden olarak osteoporoz gibi hastalıkların daha hızlı ilerlemesine yol açabilir
  • Kafein içermesi nedeniyle gebelik ve emzirme döneminde tüketilmesi önerilmez

Çayın Tarihçesi

‘Tea’ ve dünya çapında bütün yazım ve telaffuzları tek bir kaynaktan gelmektedir. ‘ Te ‘ Çin’in Amoy lehçesine göre çay anlamındadır. Mandarin kelimesi olan çay anlamındaki ‘ cha ‘ birkaç türetmeyle dünya çapında kullanılmaktadır. Çay Avrupa’ya onyedinci yüzyılın başlarında ulaşmıştır. Çayın hakkındaki abartılı tıbbi iddialara rağmen, Avrupalılar kahvenin tadını tercih ettiler. Sadece birkaç soylu hizipler arasında çay popüler hale gelmiştir.
Kökeni
Çinliler çayı 5,000 yıldan beri içmektedirler. Efsanede başlangıç belirsizdir, en bilinen olanı İmparator Shen Nung ile alakalı olanıdır. Çayı şans eseri buluşuna kadar henüz çay milattan önce 2737 yılına kadar bulamamıştı. Binlerce yıldır Çinliler çayı hem sağlık, hem eğlence amacıyla almaktadırlar. Hiç kimse Camellia sinensis ‘in parlak, düz, yeşil yapraklarını neyin çizdiğini bilemez, fakat popüler bir efsane bilgilerdeki eksiklikleri tamamlamaktadır. Bir gün İmparator Shen Nung kaynamış su içmekteyken, bardağın içine ağaçtan birkaç yaprak düştü. Meraklı İmparator bunu tatmaya karar verir ve bu demlemenin hem lezzetli hem canlandırıcı olduğunun farkına varır. Bir Hindistan efsanesi de çayın bulunuşunu Budist bir rahip olan Bodhidharma’ya yorar. Yedi yıllık uykusuzluk düşüncesine son verildiği zaman rahip son derece yorgundu. Ümitsizlik içindeyken yakınındaki ağaçtan birkaç yaprak çiğnedi ve birdenbire canlandı. Hindistan, 19.yy öncesine kadar herhangi bir çay içmeyle alakalı kayıtları olmamasına rağmen Hindistan şu an dünyanın en büyük çay üreticilerinden biridir. Bodhidharma’nın yaprağı çiğneme tecrübesi şu ana kadar çayı genel bir olay yapamadı. Düşünceli Budist rahip, Bodhidharma hakkında diğer bir efsane, uyanık olduğunu söylemeyecek haldeyken yere düşen göz kapaklarını nasıl fırlattığını anlatmaktadır. Çay bitkisi göz kapaklarını düştüğü yerden kaldırdı. Bu yeni bitkinin yaparkları mucizevi bir şekilde onun yorgunluğunu iyileştirdi. Çay Japonya’ya çok tanıdık değildir, bu nedenle bu efsane en azından bir adada birden varoluşlarının açıklamasının yapılmasını sağlıyor. Hakikat biraz daha renksizdir; 9.yy’ın başlarında geleceği gören Dengyo Daishi adında Japon bir rahip Çin’den çay tohumlarını beraberinde geri getirdi. Çayın açık kapta şansla yapım metodu İmparator Shen Nung’a aittir. Bugün kullandığımız demleme metodu ise 4,000 yıl önce geliştirilmiştir. Ming Dynasty (1368–1644) zamanında, Çinliler çay yapraklarını kaynamış suya batırmaya başladı. Birkaç uyarlamayla, geleneksel Çin kapaklı şarap ibriği, mükemmel bir çaydanlık haline gelmiştir.
Avrupa’ya ulaşma
17.yy’ın başlarında Hollandalı ve Portekiz tüccarlar ilk kez Avrupa’ya Çin çayını tanıttı. Portekizliler Çin’in kıyı kesimi olan Macao’dan gemiyle, Hollandalılar da Endonezya yolu ile Avrupa’ya çayı getirmiştir. İpek ve baharat kargoları aralarında gelen tuhaf demleme ani bir başarı değildir. Avrupalılar tadını tattılar, fakat kahvenin tadını tercih ettiler. Çayın ticaretini yapmaya başlamadan önce, kuşkulu İngiltere 1652 yılına kadar bekledi. Ruslar eskiden beri çaya düşkündür. Rusların çayları Çin’den develerle kara yolundan getirilmektedir. Çay sevdası Rusya’da artmaya başladı ve deve sürüleriyle Asya’ya kadar uzadı. 18.yy’ın sonunda, 200-300 trenlerle binlerce deve Çin sınırlarını geçmeye başladı. Sibirya’dan geçen demiryolu develerin hak edilmiş emekli olmalarını sağladı, fakat develerin romantik yolculuk yaşamları Çin siyah çay harmanı kadar popüler ve hassastır ve bunlar Rus Kervanı olarak bilinmektedir.
Krallığın promosyonu
17.yy Avrupa’sında, krallığın korumasından daha fazla ürün satılamazdı. İngiliz Kral Charles II’nin bir Portekiz prensesi olan ve çay içme heveslisi Catherine of Braganza ile evlenmesi ile 1662’de çay içme alışkanlığı şanslı molasını edinmiştir. Catherine çayı sarayda hassas, yarı şeffaf Çin kase ve kavanozları içinde almaya başladı ve böylece saraylılarda buna uymaya başladılar. Çay zaten pahalıydı, fakat şimdi aynı zamanda modaya da uygundu. Aniden çay bir stil ve özellik kazandı. Bilinçli soyluların gözünde, çay karşı konulmaz bir şeydi. 17.yy Avrupa’sında çay büyük potansiyeli ile pratik bir üründü. Birçok su içmeye uygun değildi. Bu nedenle, hastalıktan uzak durmak isteyenler için seçenek ilham vermiyordu: bakterileri öldürmek için heyecan verici bir kap kaynamış su veya bira yeteri kadar güçlüydü. Britanya ve diğer birçok ülkede, ale türü bira genel kahvaltı içeceği olmasına rağmen çay da ona alternatif olarak gelmiştir. Nihayet susamışlığı söndüren, canlandıran ve dinçleştiren çay, lezzet doluydu ve bunlara ilaveten içmesi son derece güvenli bir içecekti. 18.yy’da, zengin evlerde çay içme büyük merasimlerde bir fırsattı. Değerli çay yaprakları sık sık, sadece bir anahtarı olan kilitli çay kutusunda saklanırdı. Haftada bir veya iki defa evin hanımı aile ikramlarında servis için yada önemli misafirleri etkilemek amacıyla kutuyu açardı. Merasimlere anlam katmasının yanı sıra çayın servis edildiği güzel porselenler ailenin zenginliğini vurgulardı. Kibar bir bayanın solgun cildini ve hassas kemik yapısını sergilemek için yarısaydam saf Çin porseleni bir fırsattı. O zamanlarda bu ikisi bir bayanın saflığının ölçülmesine yorulmaktaydı. 18.yy’ın ilk yarısında sosyal hayat, kahve evlerinin çok karmaşık olmasından dolayı çay bahçelerine yol verdi. Çay bahçeleri bir cennet görüntüsü almaya başladı: ağaçlandırılmış bulvarlar, fenerli yürüyüşler, müzik, dans, havai fişekler ve güzel bir yemek bir fincan çaya eşlik etti. Çay bahçeleri sadece eğlenceli değildi, sosyal bir kaynaşma sahasıydı. Bu egzotik peyzajların içinde, kraliyet ailesi ve halk birlikte gezinebilirdi. Çay tüketimi 19.yy’ın başlarında artmaya başladı. Moda ve düşük fiyat, arz edenlerin müşterileri tatmin etmekte zorlandıkları bir pazar oluşturdu. Çinlilerin tekelini kırabilmek için, çay ticareti boşluğu doldurmak için Hindistan’a yöneldi.
Hindistan
Çay tüketiminin 19.yy’ın başlarında artmasıyla, Doğu Hindistan Şirketi yeni kaynaklar aramaya başladı. Çinlilerin çay yetiştirmeyi tekele aldığından beri, tek çözüm çayı başka bir yerde yetiştirmekti. Çin çayı tohumu ile ilk denemeler Kuzeydoğu Hindistan’daki Assam’da yürütüldü. Bu denemeler başarısızlıkla sonuçlandı, buna rağmen aynı tohumlar Kuzey Hindistan’daki Darjeeling’de sonradan iyi bir şekilde yetişti. Daha sonra 1820’de, bitkibilimciler Assam’da bazı tanımlanmamış yerli ağaçlar fark ettiler. Yaprak örnekleri analiz için Londra’ya gönderdiler. Örnekler hemen çay olarak tanıtıldı – çay Hindistan’da geçmişte bilinmeyen bir bitkiydi – böylece Hindistan çay endüstrisi doğmuş oldu.
Paketleme
1826’ya kadar çay her zaman başıboş bir şekilde satıldı. Bu da ahlaksız satıcılar için çayı katkı maddeleriyle satması için bir davetiyeydi. 1826’da John Horniman ön-mühürlenmiş, kurşun gömlekli çay paketlerini geliştirdi fakat bakkallar tarafından hemen onay görmedi. Onlar, karlarını çabucak arttırmayı tercih ettiler. Horniman, daha sonra başka bir yol denedi. Paketler üzerine tıbbi mesajlar koydu ve çayı eczacılara sattı. Eczacılar ve müşterileri ise onun bu yaklaşımına oldukça uzaktılar. Poşet çayların kazara ulaştığı söylendi. Thomas Sullivan adında New York’lu bir çay ithalatçısı çay örneklerini müşterilere küçük ipek poşetlerde gönderdi. Müşteriler açıkça rahatlığı sevdiler çünkü yakın zaman sonra hepsi çaylarını poşetler içinde istediler. 5000 yıldan sonra, çay tüketimi ve üretimi artmaya devam etti. Dünya çapında, kabaca her yıl üç milyon ton çay hasat ediliyor. Şu anda uluslararası pazarları iki faktör sürdürüyor. Gelişmekte olan ülkelerde, çay içme Avrupalıların üç asır önceki almasıyla aynı nedenden ötürü benimsenmektedir: güvenli içme suyundan zevk almanın yolu olmasından ötürü. Gelişmiş ülkelerde, susamışlık için çeşitlilik ve yeni tatlar özel çayların tüketimini arttırmaktadır.
Türkiye’de Çay
Türkiyede çay üretmek için ilk girişim 1888 yılında, zamanın Ticaret Nazırı Esbaki İsmail Paşa tarafından yapılmış. Çinden getirilen çay tohumları Bursada ekilmiş, ancak sonuç alınamamıştır. Halkalı Ziraat Mektebi Alisi Müderrislerinden Ali Rıza Erten 1917 yılında, bir heyetle Batum ve Kafkasyada incelemelerde bulunmuş ve seyahat dönüşü İktisat Vekaletine sunduğu “Şimal-i Şarki Anadolu ve Kafkasyada Tetkikat-ı Zirai” adlı raporunda, aynı ekolojiye sahip Doğu Karadeniz Bölgesinde de çay ve narenciye yetiştirilebileceğini yazmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşanan ekonomik ve sosyal bunalımlara ve işsizlik dolayısıyla meydana gelen aşırı göçe çare aranırken bu rapor dikkate alınmış ve 1924 yılında 407 Sayılı Kanun çıkarılmıştır. Bu Kanuna göre başlatılan çay üretimi çalışmalarının başına Ziraat Umum Müfettişi Zihni Derin getirilmiş ve Rize vilayeti ile Borçka kazasında çay fidanı yetiştirilmesine başlanmıştır. Ancak halk tarafından ilgi görmeyince çalışmalar durdurulmuştur. Çay üretimi ile ilgili ilk etkili çalışmalara 1937 yılında başlanmış, o yıl Sovyetler Birliğinden Gürcistan kökenli 20 ton, 1939 yılında 30 ton, 1940 yılında 20 ton çay tohumu ithal edilerek, hızlı bir şekilde çaylık tesisine gidilmiştir. 29 Mart 1940 yılında çıkartılan 3788 Sayılı Çay Kanunu ile çay tarımı ve üretimi desteklenmiştir. Çıkartılan bir kararname ile Araklıdan Sovyet sınırına kadar olan bölgede 30 bin dekarlık bir alan çay tarımı için ayrılmış, üreticiye Ziraat Bankasından 5 yıl süreyle faizsiz kredi verilmiştir. Üretilmeye başlanan yaş çay yaprakları Zihni Derin tarafından kurulan atölyelerde işlenerek kuru çay elde edilmiş ve üretim giderek artmıştır.